Permakültür, “Sürdürülebilir Yaşama Giden Yolunuz”

Çeviri: Tülay ÇETİN, Permakültür Platformu

Fotoğraf © Craig Mackintosh

Permakültür, insanoğlunun sürdürülebilir bir şekilde yaşayabilmek adına gereksinimlerini temin edebilmesi ve içinde bulunduğu çevreyi zenginleştirebilmesine yönelik tasarımlar gerçekleştiren bir tasarım bilimidir. Dolayısıyla, permakültür ilkeleri insanlığın ayak izini, en zararlı ayak izi olmaktan çıkarıp yeryüzündeki en faydalı ayak izine dönüştürmektedir. İşte tabiat bu şekilde işliyor.

Permakültür ilkeleri doğanın kendisinden gelir. Bu nedenle doğanın ve ekosistemlerin ilkeleri, permakültür ilkelerinin öğreticileridir. Yaşam içinde süreklilik arz eden bir denge vardır, bütün geleneksel mirasımız ve sembollerimiz bu dengeyi temsil etmektedir.

Dolayısıyla şu sıra ne kadar yıkıcıysak, eşit derecede faydalı da olabileceğimizden hiç kuşku duymamalıyız. Sonuçta asıl yıkıcı olan, uygar bir dünya yaratmayı denerken gerçekte onu yok ediyor oluşumuzdur. Diğer bir deyişle; uygarlık, en zarar verici, kaynakları en fazla tüketen ve çevreyi en fazla kirleten etkinliktir. Oysa ki gerçek uygarlık, bolluk, bereket, eşitlik ve adil, güvenli ve olumlu/yapıcı bir gelecek vaat eden bir olgu olmalıdır. Bu yüzden, permakültür, sırtını olumluluğa/yapıcılığa dayar, çözümlere odaklanır. Permakültür, mümkün olduğuna yürekten inandığımız potansiyel olarak çok değerli olabilecek o dünyayı yaratmak üzere, bilmemiz gereken bütün disiplinlerle ve bunların birbirleriyle olan bağlantılarıyla ilgilenir.

Permakültür yapıcı ekonomiler, yapıcı sosyal sistemler ve -sadece mimariden ibaret olmayan- çok iyi tasarlanmış köyler, kentler ve insan yerleşimlerinden oluşan habitatlar yaratır. Ayrıca, gıdamızı, temiz suyumuzu temin edeceğimiz, sürekli olarak çeşitlilik kazanan ve zenginleşen bir ortama ulaşma yöntemleri yaratır.

Permakültürün İlkeleri

Permakültür, işbirliği gerektiren bir sistemdir: Bileşenlerin işbirliği. Doğal sistemlerle uyum sağlarız ve insanoğlu için gerekli bilgiyi, en kullanışlı ve faydalı bir şekilde nasıl bir araya getirebileceğimizi öğrenmek ve planlamak için bu sistemleri kılavuz olarak kullanırız. Bu, içi sürdürülebilir bir dünya için gerekli tüm bilgilerin kullanımı kolay bir biçimde bir araya getirildiği bir giysi dolabına benzer; burada işbirliğine yönelik ilkeler ve faydalı ilişkiler gündemdedir. Dolayısıyla permakültürün büyük kısmı disiplinleri bir araya getirmekle ilgilidir; bu, aslında bağlantılara dayalı bir sistemdir. Kendi başlarına bilgi disiplinlerinden ziyade bunlar arasındaki bağlantısallıkla ilgilidir.

Ben anlamlı faaliyetlerin sizin zaman algınızı nasıl değiştirdiği ile çok ilgileniyorum. Zaman kalitesi paha biçilmez bir şeydir ve birçoğumuz boş zamanımızın az oluşundan şikayet ederiz, zamanımız düşük kalitede ve derinlik taşımamakta. Oysa ki ben çok yüksek yoğunlukta, derin ve kaliteli zaman geçirdiğim bir hayatı tecrübe ediyor olmayı tercih ederim. Ve sanırım çoğu insan da aynen bunu istiyor; ancak bunu kabullenip, sorumluluk üstlenmek için cesurca bir adım atmaları gerekli. Ve birçok insanın, kendileri, çocukları ve gelecek nesiller için güzel, pozitif bir gelecek istediğini de düşünüyorum.

Eğer insanlar işbirliğine daha çok dayalı ve hoşgörülü topluluklar yaratıyorlarsa, büyük olasılıkla doğru olanı yapıyorlardır. Eğer çevrenizdeki kaynaklar çoğaldıkça çoğalıyorsa, siz büyük olasılıkla doğru olanı yapıyorsunuzdur. Eğer bu kaynakların büyük bir kısmını sürdürülebilir bir dünya yaratma niyetindeki insanlar oluşturuyor ise, büyük olasılıkla doğru olanı yapıyorsunuzdur. Eğer insanlar kemikleşmiş, yaygın mali sistemlerden ziyade temiz hava, temiz su, temiz gıda, çevreye duyarlı evler, samimiyet, arkadaşlık ve toplumsallıktan daha fazla zevk almaktaysalar, büyük olasılıkla doğru olanı yapıyorlardır.

Toplulukların çoğu, sürdürülebilirlik teması üzerine kurulmuştur, bu sebeple, bunu amaçları olarak belirlemeleri gerekmektedir. Bazı topluluklar inançlar, inanç sistemleri, dini uygulamalar gibi başka sistemler sayesinde bir arada yaşamaktadır. Bence, tüm başarılı ve iyi oluşumlar, sürdürülebilir bir gelecek adına bir araya gelmiş olanlardır. Permakültür, yerel bir topluluk olarak bunu başarmanızı sağlayabilir.

Eskiden sahip olduğumuz, o eşsiz topluluk dokusuna sahip değiliz artık. Hatta o dokunun üzerine işleneceği bir yapıya da sahip değiliz. Bir dokuma halıyı tezgâh olmadan örmek mümkün değildir, topluluk dokusunun tekrar örülmesi gerekmektedir ve bu, işbirliği, hoşgörü ve sürdürülebilir bir geleceğe sahip olma amacının paylaşılması demektir.

Yereldeki Çoğulkültürlü Eylem

Yereldeki çoğulkültürlü eylem, biyo-bölgenizdeki kaynakların, temel üretim için gereken koşulların, temel üretiminiz, temel hizmetleriniz ve sanatlarınızın nasıl işleyeceğinin tanımlanmasıdır.

Arazide neleri nasıl ürettiğimiz bizim biyo-bölgemizi belirler ve biz hiçbir zaman bugünkü kadar potansiyel bir çeşitliliğe sahip olmamıştık. Bahçelerimiz ve arazilerimiz, Ortaçağda sahip olduklarımızdan potansiyel olarak 800 kat daha fazla çeşitliliğe sahiptir.

Temel üretimle üretilmiş olan unsurlar, defalarca işlenir ve değerlendirilir. Tek bir ürün bile bir kereden fazla işlenebilir ve yerel topluluklardaki insanların birbirlerinin ihtiyaçlarını karşılama biçimlerine yardımcı olabilir. Tabii ki sanata da her zaman ihtiyaç duyulacaktır, çünkü bilimleri taşımanın iyi yolu sanattır. Bilim ve sanat aslında bir bütündür. Sanat yaşamı sürdürme bilimidir ve bilim de yaşamı sürdürme sanatıdır. Bugünkü akademik sistemden dolayı kafamız bir nevi karışmadan çok önce, hepimiz bilgiyi bu şekilde kalıcı bir biçimde aktarıyorduk.

Kadim kabile kültürleri, kendilerini, öykü, şarkı, şiir, resim, el sanatları, dans ya da tiyatro gibi tüm sanat alanları aracılığı ile ifade etmişlerdir, Bu, eğlence hissi veren, etkili ve kalıcı bir şekilde bilgiyi aktarmaktır aslında. Gerçekten de çok etkili bir bilgi aktarım şeklidir ve herkes bu deneyimi yaşamıştır. Örneğin, çoğu tekerleme gizli bir mesaj içermektedir.

Aslında önemli olan mesajların içeriği değil uygulanma biçimidir. Permakültür, dünyanın her yerinde, birçok kişinin hayatını değiştirdi ve zenginleştirdi, çünkü insanlar permakültürden büyük bir heyecan duydu ve son derece etkilendi. İnsanlar, bunun bulaşıcı olduğuna inanıyor ve şimdiye dek ilgilendikleri en heyecan verici şey olduğunu söylüyor. İyi bir permakültür tasarım kursuna katılıyor ve sonucunda kendinizi çok yüksek derecede permakültür hastalığına kapılmış buluyorsunuz. Öyle ki, bu hastalığı başkalarına bulaştırmaya devam ediyorsunuz ve böylece yayılıp gidiyor.

Permakültür aracılığı ile insanlar hayatın bir anlamı olduğunu anlamakta ve aklıselimi görebilmektedirler; yani bunun sağduyuya uygun bir hamle olduğunu onaylamakta ve kavramaktalar. Bundan sonra korku dağılmaya ve azalmaya başlamaktadır. Ne kadar çok kendinizi bu işe verirseniz kendinizi yapmak zorunda görüp yapamadığınız her şeyden daha az korku duyarsınız çünkü artık elinizden neyin gelebildiğini anlarsınız.

Sonrasında, insanlar neler yapabileceklerini gördüklerinde daha etkili, verimli çalışmaya başlıyor.

Permakültür ile karmaşık ilkelere sahip diğer bütün sistemler arasındaki büyük fark, permakültürün harekete geçmek için gerekli talimatlara odaklanmasıdır. Bu yüzden permakültür, ilkelerini talimatlara dönüştürür.

Aslına bakılırsa, permakültür ekolojiyi ve doğayı inceler, bu ilkeleri taklit eder ve size doğa ile etkileşimin yolunun bu olduğunu söyler, siz de doğayı ve çevrenizi geliştirirsiniz. Yani permakültür insanoğlunun düşünce tarzında yaşanan etkin ve de etkileşimli bir devrimdir.

Dünya?nın her yerindeki insanlar permakültür aracılığıyla birbirleri ile etkileşim içindedirler. Mesela, şu an kısa süre önce bir deprem yaşamış olan Şili için büyük bir bağış etkinliği gerçekleştiriyoruz, çünkü orada bir Permakültür Araştırma Enstitümüz var. Aslında, depremden sadece birkaç gün önce, Skype üzerinden ders veriyordum ve çok kısa süre sonra deprem yaşandı. Oradakiler insanlara yardım etmek ve Şili hükümetinin daha sürdürülebilir bir şekilde yeniden inşası/geliştirilmesi için hemen harekete geçtiler. Diğer taraftan, Permakültür Araştırma Enstitümüzün oldukça yol katettiği Türkiye?de de büyük bir hareketlenme var. Türkiye’den giderek çok sayıda öğrenci geliyor ve döndüklerinde kendi öğrencilerini eğitmeye başlıyorlar. Bunların dışında Kanada ve Haiti’de de faaliyetlerimiz sürüyor; böylece onlar sürdürülebilir devinimler için permakültürü kullanıyorlar.

Permakültürün bayağı Avustralya’ya has bir sistem ve büyük olasılıkla da bizim en yararlı ihracımız olduğunu düşünüyorum, çünkü durdurulması neredeyse artık imkansız hale gelen sanayileşme canavarının yıkıcı gücünü potansiyel olarak yumuşatacak, dolayısıyla onu durduramasak da en azından büyük çöküşün etkisini hafifletebileceğiz.

Büyük Çöküş

Büyük Çöküş’ün ne olduğunu merak ediyorsunuzdur. Büyük bir hızla kaynakları tüketiyor olduğumuz aşikâr, ama özellikle sıvı yakıtlar ve fosil yakıtlar hızla tükenmekte. Oldukça bariz bir yiyecek eksikliğimiz de var, çünkü 2000 yılından bu yana yiyecek üretiminde bir artış sağlanamadı. Küresel olarak, üretilen yiyecek miktarı, yıllık olarak 2000 yılına kadar her yıl arttı ve en yüksek noktaya ulaştı. Diğer taraftan nüfus artışının hızı yavaşlamadı, bu da herkes için gittikçe daha az yiyecek anlamına geliyor. İşte bu nedenle topluluk bahçeleri ve yerel yiyecek güvencesine karşı ilginin arttığını görüyoruz. Bu durum, Avustralya’nın her yerinde ve dünyanın gelişmiş ve gelişmemiş ülkelerinde böyle.

İnsanlar, yiyecek üretiminin tekrar toplum içine, şehirlere ve şehir çevrelerine taşımak zorunda olduklarını anlamaya başladılar. Ciddi bir su krizi yaşamaktayız, çünkü çok az miktarda temiz suyumuz kaldı, suyumuzun çoğu kirlenmiş durumda. Aynı zamanda sadece ısınma olarak değil, hemen her anlamda sivri çıkışlar yaşayan, krize girmek üzere olan bir iklime sahibiz. Mutedil unsurlar giderek kayboluyor, çünkü her geçen gün doğada daha çok şey yok ediliyor. Gittikçe daha fazla orman katlediliyor ve bu ekosistemimizi etkiliyor, çünkü ekosistemler yaşam, yaşamlar ise enerji doludur. Bu, güneşin birikmiş enerjisidir. Ormanlar, güneş enerjisini emerek depolayabilen en elverişli varlıklardır. O emici mekanizmaya sahip değilsek, enerji iklime karışır ve iklim oldukça düzensiz hale gelir. Bütün bunlar da toprak erozyonuna sebep olmakta ve böylece yiyecek tedarikimizi etkilemektedir.

Aynı zamanda, maddi krize yol açan bir de fosil yakıt krizi yaşanmakta. Hepimiz biliyoruz ki, petrol fiyatı belirli bir seviyeye fırladığında küresel ekonomi yıkılıyor. Bunların hepsi kocaman birer kriz kümesi. Bu yüzden, eninde sonunda bu tür krizlerin birikimiyle çok dramatik bir etki yaşanacağı kesin. Uygarlığın korkunç yıkılışının ardından hayatta kalmak için debelenip durmaktansa, bu olası deneyimi önleyecek bir gidişatı tasarlayabiliriz.

Permakültür ve Çiftçiler

Çiftçiler şu anda amansız bir mücadele içinde ve durum gittikçe kötüye gidiyor. Toprakla bağlantılı insan sayısı her geçen gün azalırken fabrikalarda çalışan insan sayısı her geçen gün artıyor. Genç insanlar bir hafta içinde 40-60 saati ekranın karşısında oturarak geçiriyor. Çiftçiler de bunu yapıyor ve artık kendi sistemlerinde yaşamları için toprağı ve gökyüzünü ölçüt almıyorlar. Bunun yerine hava durumunu bilgisayardan, talimatları ise makinelerin kılavuzlarından, kimyasalların ve genetiği değiştirilmiş tohumların paketlerinden okuyor.

Çiftçiler sahip oldukları bilgilerin büyük bir bölümünü içten değil dışarıdan alır, böylece çiftlikleri tek-kültürlü, fabrika tipinde, endüstriyel sistemler olmaktan ziyade, eko-sistemik sistemler haline gelir. Rudolph Steiner 1920’lerde ünlü derslerinde söylediği gibi, “Çiftlik kendi başına bir eko-sistem olmalıdır”. Çiftliğiniz üretim fazlası ortaya koymanın yanı sıra gerçekten toprak yaratmadıkça asla sürdürülebilir olmayacaktır. Bu son derece basit bir ölçüttür. Çok uzun bir süre boyunca hem ekonomi için ürün fazlası üretip hem de toprağı tahrip etmeye devam edemezsiniz. Çiftçilerin topraklarının kalitesine ve miktarına çok dikkat etmeleri gerekir ve bunun için de eko-sistemik bir sisteme sahip olmalıdırlar.

Bazı modern toprak biyolojisi uyarım sistemleri sizi tekrar doğru yöntemleri bulmanızda iyi bir klavuz gibidir. Bunları sık sık kullanırız ve oldukça popülerdirler. Son derece hızlı ve yüksek oksijen verilmiş sıvılar ile toplu halde toprak organizmalarını yetiştirebileceğimiz ve böylece çok kısa bir süre içinde topraktaki hayatı geri getirebileceğimiz oksijenli kompost çay gibi sistemler mevcut. Ancak bunlar kendi başlarına tasarlanmamaktadır ve sizin takip edeceğiniz iyi bir tasarım bilgisine sahip olmanız gerekir. Dolayısıyla, biz size hızlı bir onarım sistemi verebiliriz, siz de ekoloji destekli bir çiftliği tasarlayabilecek duruma gelirsiniz.

Bazı çiftçiler değişmeyi tercih ediyorlar bazıları ise çiftliklerini terk etmeyi yeğliyor. Konuşma yapmış olduğum son Toprak Bakımı Konferansı’na katılanların sadece yüzde 5’i çiftçiydi. Oysa bu konferans, çiftçilerin yüzde 74’ü toprakların sürdürülebilir şekilde yönetilmesi hakkında daha fazla bilgiye sahip olmak istediklerini söyledikten sonra gerçekleşmişti.

Toprak Bakımı Konferansı doğrudan toprakla ilgisi olmayan, dışarıdan kişiler tarafından organize ediliyor. Ancak ben toprakla ilişkiliyim ve beni görebileceğiniz bir canlı yayın sistemi ile bilgi aktarıyorum. Bu şekilde dünyanın dört bir yanından öğrencilerim benimle konuşabiliyor. Dizüstü bilgisayarlarını alıp bahçelerinden bana, “Bu yer örtücü bitkinin kalınlığı yeterli mi?”, “Bu güneş enerjisi sistemi hakkında ne düşünüyorsun?”, “Bu kompost tuvalet sistemi sence çalışacak mı?” gibi sorular sorabiliyorlar, uygulamalarını canlı olarak bana gösteriyorlar veya Youtube’a yüklüyorlar.

Sistemlerimizin çoğu insanların yardıma muhtaç olduğu kurak bölgelerde ve de birinci dünya ülkelerinde son derece başarılı oldu. Bu nedenle Toprak Bakımı Konferansı’nı organize edenler bizi buldu ve “Görünüşe bakılırsa iyi sonuçlar elde ediyorsunuz; bu konuda Toprak Bakımı Konferansı’nda konuşma yapmak ve başarılı sistemleri nasıl kurduğunuzu anlatmak ister misiniz?” diye sordular.

Birçok insan şu soruyu sormalı: Permakültür ilkelerinin uygulanmasıyla, şu anda dünyanın ihtiyaç duyduğu besinleri sağlamak için ne kadarlık bir alan gereklidir?

Dikkat ederseniz, yiyecek demiyorum, besin diyorum. Yiyecek ve besin arasında büyük bir fark var, çünkü şu dönemde, yiyeceklerimizde besin eksikliği görülüyor. Örneğin, tükettiğimiz buğday, orijinal haldeki buğdayın içerdiği besin değerinin yalnızca 12’de birine sahip ama 16 kat daha fazla verimli. Yani çok az miktarda besin değerini elde edebilmek için çok daha fazla yiyecek tüketiyoruz ve bu da vücudumuzu oldukça yoruyor.

Peki, şimdi bu soruyu yanıtlayalım: Endüstriyel tarım için kullanılan alanın yalnızca yüzde 2’si ya da 3’ü – eşit arazi itibariyle yüzde 2’si yeterli. Yani başka bir deyişle, şehir ve çevre alanlar dahilinde tarımsal faaliyet için biraz alan ayrılması ve aynı zamanda topluluk ormanları da yapılırsa, bütün ihtiyaçlarımızı gidermeye yetecektir. Çoğu tarım alanı tekrar yabanlaşabilir böylece. Bugünkü tarımsal faaliyetlerin de yasadışı kabul edilmesi gerekir – çevreye zarar veren ve erozyona sebep olan tüm faaliyetler yasadışı kabul edilir.

Bol miktarda toprak üretimini sağlayabilecek tek şey eko-sistem süreçleridir. Dar çaplı bir alanda, yüksek miktarda organik madde, malç ve kompost yardımıyla (insanoğlunun atıklarıyla) büyük miktarda toprak üretilebilirsiniz; ama geniş bir alanda bunu başaramazsınız. Dolayısıyla, geniş bir arazi üzerine kurulmuş ve toprak üretmeyen bütün çiftlikler gelecekte yasadışı ilan edilecek. Maalesef, buna birçok kişi anlam veremeyebilir, ancak durum böyle. Bu dediğime son derece şüpheyle yaklaşacaklar, ama korkarım söylediğim doğru.

Neler Yapabilirsiniz?

Permakültürün mesajını çocukların duyması çok önemli. Çocuklar gerçekten olumlu mesajları dört gözle bekliyor. Çünkü onlara çok fazla kötü haber iletildi. Yaşlı insanlar mesajı çok kolay kabul edebiliyorlar çünkü geçmişe bakıp “Bunu yapabilirdik; bu yapılmaya değerdi” diyebiliyorlar. Bu konuda en zor olanlar orta yaşlı insanlar, çünkü mesajı dinlemek için bile zamanları yok.

En kolay ve hazır bir şekilde çalışacağımız grup çocuklar olduğu için, bu mesajı kitaplar aracılığı ile onlara iletmek üzere okullar ile çalışmalıyız. Eğer web sitemize ve satılan kitaplara bakarsanız , “Outdoor Classrooms” isimli harika bir kitap göreceksiniz. Yazarı Janet Millington, bir permakültür öğretmeni ve ayrıca benim eski bir öğrencim. Öğrencilerim daha sonra kendi öğrencileri olan öğretmenler oluyorlar, onların öğrencilerinin de daha sonra öğrencileri oluyor ve bu böyle devam ediyor. Kendi öğretmenlerimizi yetiştirdiğimiz, kendi kendine büyüyen bir sistemimiz var. Sunshine Sahili’nde, günübirlik bir permakültür kursuna, 80 farklı okuldan 80’den fazla öğretmen gelmişti.

Öğretmenler bunu çocuklara öğrettiklerinde ve dışarıda belirli bir sistemin kurulmasını sağladıklarında, bunun toprak tabanlı bir sistem olacağını anlıyorlar. Çocukların aslında toprağa daha fazla bağlı olduğunu ya da dikkat eksikliği bozukluğuna sahip olduğunu düşündüğünüz çocukların, aslında böyle bir bozukluğa sahip olmadıklarını anlayabilirsiniz. Bu çocukların sadece bazı doğal süreçlerle desteklenmeleri, güzel, sağlıklı ve enzimler açısından zengin çiğ gıda tüketmeleri gerekmektedir. Dersler hem sınıfta hem de dışarıda yapıldıkça çocukların davranışında önemli değişiklikler gerçekleşmektedir. Öğretmenler bundan memnundur çünkü böylece yapmakta oldukları iş kolaylaşmaktadır.

Bu konuda eğitim bölümlerinde yazılmış raporlar var ve gelecekte permakültürün bütün okullarda ve bütün derslerde yer alacağını görebiliyorum. Okullarda permakültürü dersin bir parçası haline getiremeyecek hiçbir dersin olmadığını düşünüyorum.

Bir “Permakültüre Giriş” dersi almak herkes için faydalı olabilir veya bu konuda gerçekten ciddilerse, Permakültür Tasarım Sertifikası verilen bir kursa katılabilirler ve böylece bu işte temel olarak alınan etiği görmeye başlayabilirler. Tüm geleneksel kültürler etik kurallarına dayanmaktadır ve permakültür de bir etiğe dayalı bir harekettir. Etik ilkeler oldukça basittir ve üçe ayrılmaktadırlar, fakat aslında tüm dünyada kullanılan on dört ile on sekiz geleneksel etik kurallarından gelmektedirler. Bunlar: Tüm yaşayan ve yaşamayan sistemleri ile birlikte dünyayı gözetmek; insanları gözetmek ve insanların ihtiyaçlarını sürdürülebilir bir şekilde temin etmek ve de dünya ve insanları gözetirken kaynak ve üretim fazlasının adil bir şekilde paylaşımını ve geri dönüşünü sağlamaktır.

Gördüğünüz gibi bu etik bizim davranışlarımızı ve sistem tasarlama biçimimizi yönetiyor. Harekete geçmek için sizi yönlendiriyor. Dolayısıyla, önce biraz bilgi toplayın, sonra yerel gruplar ve insanlar ile iletişime geçmeye başlayın, onlarla bu bilgileri paylaşın ve ayak izinizi azaltmak için neler yapabileceğinizi görün.

Orijinal kaynak: Permaculture “Your Way To Sustainable Living
İlk olarak Veritas Magazine‘de yayınlanmıştır.

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*