Permakültür Stajı @Marmariç: Vol.1

2011 PDC kursundan sonra niyet ettiğim staj çalışması için Marmariç’e en sonunda kavuştum. Bu fırsat, arkama şöyle bir bakıp her şeyi tartabileceğim bir zaman dilimi koydu önüme. En sonunda neyim var neyim yoksa ortaya döktüm ve özümsemek, bir de üzerine daha da yoğun çalışabilmek adına yola çıktım. İstanbul’a ‘Terk-i Diyar’ ismini koydum, ilk durağım da mektebim Marmariç oldu.

Yine bir permakültür kursuna denk geldim. Ancak bu sefer dışarıdan bir göz, insaneleri ve süreci dinleyen, işleyen bir kulak olarak buradayım. Derslere yeniden katılıyorum mümkün olduğunca. Bu süreç bir eğitmen bakış açısıyla iletişim ve teknikler üzerinde daha dikkatlice durmamı sağlıyor. Öğrenciyi doyurmak başka bir meziyet, ve 4.5 senelik öğretmenlik eğitimimin en güzel meyvelerini bunun gibi süreçlerde deneyimliyorum.

Stajın ilk haftası notlarım bütünüyle inceleme, kendimi sınama ve Mustafa hocamın görev atfettiği “güneş fırını” yapımına hazırlık aşamasından oluşuyor. Tabii güneş fırınını anlatmadan önce kurs içeriklerinin ders dışındaki yansımalarına değinmem gerek:

İlk hafta içerisinde kurs katılımcılarının genel olarak ilgi ve odaklanmaları “etik” durumlar üzerine oldu ve bu “etik” durum çoğunlukla kaygı içermekteydi. Permakültür ahalisi için etik her zaman irdelenesi bir konu ve haliyle bu ekip de bundan eksik kalmıyor. Yaşam tarzları ve etik, bir noktaya gelip kilitleniyormuş gibi görünseler de akışkan bir merak ve düşünceler silsilesi hakim herkese. Ders sohbetlerinden yemek sofralarına taşan bir alaka sezinledim, hatta sezinlemekle de kalmadım, bu ateşli tartışmaların bizzat içerisinde yer aldım. Örneğin Mustafa hocamın derste dile getirdiği bir çiftlikte uygulanan, büyükbaşların elektrikli tellerle sarılmış bir alanda tutulması, ve bu tekniğin “hücresel otlatma” için bir araç olarak kullanılması bir hayli kafaları karıştırdı. Bu uygulama öyle ciddi bir elektrik akımı vermiyor elbette; sadece hayvanlara bir nevi çobanlık yapan bir sistem. Örneğin iki gün bu uygulama yapılıyor, sonraki bir hafta zaten hayvanlar kenarlara yaklaşmıyor. Tekrardan çitin dışına çıkma eğilimi gösterdiklerinde elektrik akımı aktive ediliyor. Endüstriyel sistemlerle kıyaslandığında ‘hücresel otlatma’ içerisinde yer alan hayvanların “cennette” sayılabilecekleri düşüncesi etik değerler kıstasında kafaları karıştırmaya devam edecek olsa da, ve zaman zaman vicdanımdan yükselen sesi duyacağımdan emin olsam da şunu reddedemem: hayvan sistemleri yararlı ve elzem bir sistem ağı parçasıdır. İlk bakışta bu uygulamayı canice bulanların “Food Inc.” filmine bir göz atmalarını tavsiye ederim. Elbette ki kötünün iyisi ile bu tartışmadan kaçmaya çalışmıyorum, ancak böyle bir tekniğe alternatif bir fikir sunmadan işe yaramaz olduğunu kabul edemem. Kaldı ki bu konuda ahlak memurluğu yapmaktan da yana değilim, zira ahlaki konuları savunanların eleştirilerine cevap verebilecek tek yaklaşım “avcı-toplayıcı” bir toplum olabilmek. Lakin böyle bir hayat nerede mümkün? Modern yaşamın gerektirdiklerinden sıyrılsak dahi amaçladığımız avcı-toplayıcı topluma ulaşabilmek için upuzun bir sırığa ihtiyacımız var. Kısa boylu bir insan evladı olarak en azından benim için basamaklar gerektiren bu yolculukta permakültür sistemleri amaca yönelik GPS aracı gibi bir şey. Bu etik meseli gerçekten bir hayli zihin yorucu. Açıkçası hislerim iki tarafa da savruluyor: bir yanda hayvan “sistemleri”ni kullanmak, daha doğrusu hayvan doğasına “müdahale” etmek hiç doğru gelmiyor. Fukuoka’nın doğayı olduğu gibi görmek ve müdahale etmeksizin doğadan besin sağlamak kavramlarına gönülden inanan biri olarak hayvan sistemleri konusunda da böyle bir müdahalesizlik vicdanımı rahat ettirirdi. Öte yandan doğayla birlikte devinen, hatta doğaya hizmet eden bir yaşam sisteminden daha doğru bir kavram yok diye düşünüyorum. Sonuçta her varlığın yaşamını devam ettirebilmek için enerji kaynaklarına ihtiyacı var, her varlık ihtiyaçlarını karşılarken çevresini kaçınılmaz olarak değiştiriyor, yani her şey bahçıvanlık yapıyor.

Güneş fırınına gelirsem…

Güneş ışınlarını yoğunlaştırarak yüksek ısılı fırın yapıp çok basit malzemelerle güneşli günleri lehimize çevirebiliriz. Gazlı ocaktan ya da elektrikli fırından biraz daha uzun sürebiliyor (2-4 sa.) ama olur da yemeği fırında unutursak yanması gibi bir durum söz konusu değil, ki bu benim için çok iyi bir haber, zira yemekleri yakmak gibi bir alışkanlığım var. Araştırmalarıma göre yemekler çok daha lezzetli oluyormuş, ki bu muhtemelen yavaş pişmesinden dolayı, e tabii bir de işin içinde Güneş var.

Araştırdığım kadarıyla güneş fırınının bir kaç mantıksal noktası var:

– Güneş ışığının pişirme alanına yansıtılması: Sert bir yüzeyin (karton, uydu anteni vs.) yansıtıcı bir materyal ile (alüminyum folyo, ayna vs.) kaplanması ile çalışır.
– Elde edilen ısının pişirme alanında sabit olarak tutulması, ki bu tercihen cam tabaka ya da cam kapaklı bir tencere ile sağlanıyor; ya da pişirme torbası nevi şeyler ile.
– Pişirme alanının ya da materyalinin siyah tercih edilerek bu ısıyı yoğunlaştırmak: siyah pişirme kabı ya da iç haznenin siyaha boyanması.

Kaynaklara göre bir kaç noktaya dikkat etmek gerekiyor:

– Patates gibi kök sebzeleri pişirmek için onları küçük parçalara bölmek daha iyi olur, zira pişirmek oldukça uzun zaman alıyormuş.
– Pirinç gibi besinler pişirirken mümkün olduğunca az su kullanmak kafi, böylece ısı daha da yüksek oluyormuş.
– Sahanda yumurta yapmak istersek önceden sahanı yağlayıp ısınmasını sağlamak ve yumurtaları öyle koymak daha iyi bir sonuç veriyormuş.
– Güneş ışınları konusunda dikkatli olmak gerekiyor. Doğrudan bakmak tehlikeli olabilir, çünkü olduğundan daha yoğun bir ışın oluşumu mevcutmuş. Belki güneş gözlüğü takabiliriz.
– Karınca nevi canlılar gelir diye endişelenmek de yararsız. Güneş fırınları böcek, karınca, hatta kuş vs. için zaten çok sıcak alanlar olduğu için kaçıyorlarmış.

Yapıma hazırlık aşaması…

3 ayrı güneş fırını yapma kararı aldık. Bunlardan biri “sunscreen”, yani arabalarda kullanılan güneş yansıtıcıdan, diğeri mukavvadan, dayanıklı ve senelerce kullanılabilecek bir tane de sunta nevi bir materyalden olacaktı. Heyecanla araştırma yaptığımız bir haftanın sonunda, PDC’nin tek tatil gününde Bayındır’a giderek gerekli malzemeleri tedarik ettik. Kahvaltı sonrası 10 civarında çıktık, döndüğümüzde 6’yı geçiyordu, oysa ki bir kaç saate hallederiz diye ummuştum!

İlk durak Bayındır’ın sanayi sitesindeki marangozhaneler oldu. Aslında oraya vardığımızda fırının gerçekliğiyle karşılaştım sanırım. İki saati aşkın marangozhanedeydik, tabii tedariklerimizi yapacağımız yeri bulana kadar 5-6 yer dolaştık. Bu kadar dolaşmamızın bir nedeni vardı: uzun ömürlü güneş fırını için iki hazneli bir model düşünmüştük. İç hazneyi Mustafa hoca Marmariç ekibinden Çağrı’nın yardımıyla yapabileceğimizi söyledi. Bu iç hazne kalın bir sacdan yapılacağından Çağrı’nın işyerindeki imkanları ve atölyesi buna daha elverişliydi. Biz de dış hazne, izolasyon ve yansıtma sistemini tasarladık ve ona göre alım yaptık. Dış hazne olmasına rağmen kimyasal içerikli bir materyal kullanmak istemiyorduk ve elbette ki ekonomik bir ürün olmalıydı. Önce mdf, sunta ve kontrplak arasında kaldık. Gittiğimiz marangoz tüm malzemelerin içeriğinde kimyasal yapıştırıcılar olduğunu anlattıkça iyice kafamız karıştı. İçerikleri bir yana kutu için bütün plakayı satın almamız gerekiyordu ve bu plakaların tanesi 140 TL civarındaydı. Oldukça pahalı olduğunu düşündük, ancak arz talep durumu nedeniyle artık sunta dahi çok zor bulunuyor, tüm ürünlerde mdf kullanılıyormuş. Tüm bunları konuşurken marangoz abi nereden geldiğimizi, ne yapacağımızı vs. sordu. Meğer Mustafa hocayı ve enstitüyü de biliyormuş. “Gittim ben oraya, hatta bir soba yapmışlar ne acayip bir şeydi o öyle,” dedi; roket sobadan bahsediyormuş meğer. Tam da bu sırada bizim kafamızdaki modeli gösteriyorduk ve nasıl bir şey yapmak istediğimizi ve detayları anlatınca, “Heh o zaman size kavak ağacı lazım!” dedi. Hem çok daha ucuza mal olurmuş (50-60 TL, ki 140 TL’ye göre oldukça ekonomik tabii ki), hem de bizim için bu kutuyu yapıştırıcı kullanmadan iç içe geçmeli bir sistemle yapabileceğini söyledi. Görünüşe göre istediğimizi bulmuştuk, bir haftaya kutu elimizde olacak.

Marangozhane gezimizin ardından dayanıklı model öncesinde bize denek olacak mukavva fırının malzemelerini aldık: 14 tane 50×70 mukavva (14 TL). Yine 2 hazneli bir sistem yapacağız. Bunun dışında alüminyum folyo (2 TL), 3 mm lik cam (iç haznenin üzeri için; 5 TL) ve her şeye rağmen denemek istediğimiz strafor izolasyon malzemesi (mavi/2 cm kalınlık/70×120:5 TL). Bu straforu hiç istemesem de marangoz 3 cm lik straforun 60 cm duvar izolasyonu etkisi yaratacağını söyleyince deneyelim dedik. Gerçi sonrasında Mustafa hocayla konuştuğumuzda, bizim de düşündüğümüz ve tartıştığımız üzere, 200 derecelik ısıda eriyebileceğini söyledi; ancak duruma göre dış cephenin de dışına uygulayabiliriz diye düşündük, göreceğiz. Son olarak bunların yanında büyük ve dayanıklı fırın için 4 panelli yansıtma sistemi düşündüğümüz için bu panellere de 4 ayna kestirttik (yaklaşık 60 TL).

Tüm bu malzemeleri tedarik ederken elbette ki Bayındır’ın merkezini de tavaf etmiş olduk. Cuma günü olması nedeniyle pazar vardı, bahaneyle şöyle bir göz atma şansı bulduk. Dikkatimizi en fazla çeken ise sebze ve meyve bolluğuydu: her biri capcanlı, pürüzsüz, tek tip, iri ve parlak. Sebebini tahmin etmek çok zor değildi. Pazar caddesinin yanı başında uzanan sokaklar zirai ilaç ve çeşit çeşit doğal olmayan tohumlar satan dükkanlarla doluydu. Bayındır kasabası sanayi, ilaç dolu tarım ve veterinerden (eminim ki onlar için her çözüm antibiyotik nevi ilaçlardan geçiyordu) oluşan ‘Bermuda Şeytan Üçgeni’nden başka bir şey değilmiş gibi geldi. Neyse ki ara sokaklarda kendi yetiştirdiklerini satan teyze ve amcalara denk geldik, açıkçası biraz olsun içim rahatladı. Dönüş yolumuzdaysa dağlar uzanıyordu ve kuşların şarkılarıyla köyümüze geri döndük.

Şimdi sırada Güneş’in gücünü keşfetmek var. Bir sonraki yazımda muhtemelen fırınlardan biri bitmiş olur, diğerine de başlamış oluruz.

2 Responses to “Permakültür Stajı @Marmariç: Vol.1”

  1. Serhat ERGUL dedi ki:

    Selam
    Guzel bir proje gibi gorunuyor..bitmis halini sabirsizlikla bekliyorum..kolay gelsin…

  2. Didem Çivici dedi ki:

    Ben de öyle (: önümüzdeki yaz sonuçlarını daha kesin görebilir ve raporlayabilirim inşallah.
    Teşekkürler..

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*