Sizin İçin Doğru Araziyi Bulmak

Her permakültürcü bir noktada bir araziye yerleşmeyi düşünür. Ve aramızdaki bazı çetin ceviz göçebeler haricinde hepimiz öyle ya da böyle bir yerlerde yaşamak zorundayız. Üstünde yaşayacağınız araziyi permakültür bakış açısından nasıl seçersiniz? İster dönümlerce büyüklükte olsun ister ufak bir şehir arsası, size uyacak bir arazi parçasını akıllıca değerlendirebilmek, konforlu bir yaşamın ve arazi arayışındaki hedeflerinizi karşılayabilmenin anahtarıdır.

Arazi seçiminde bazı iyi kararlar aldım ve yine o kadar da iyi olmayan başka kararlar da aldım. Yaşayacak bir yer arama sürecinde olan pek çok kişiyle de vakit geçirdim ve bazı önemli dersler edindim. Bu dersler herkes için geçerli olmayabilir elbette ama bu basit ilkeleri göz ardı etmeden önce hiç değilse yeterince düşüneceğinizi umuyorum.

Öncelikle arazinizde ne yapmak istediğiniz konusunda netleşin. Gelir elde etmek için tarım mı yapmayı planlıyorsunuz, bozulmuş toprakları onarmayı mı, uygulamalı bir örnek arazi ya da eğitim merkezi kurmayı mı ya da başka bir şey mi? Bu etkinliklerin her birini destekleyecek arazi türü başka başkadır. Tarım yapmak istiyorsanız tercih ettiğiniz bir tarım türü – tarımsal ormancılık, otlatma, mandıra, bostancılık vesaire – var mı yoksa iyi bir tarım arazisi bulduktan sonra en iyisinin hangisi olacağını arazi ve yerel pazar size söylesin mi istiyorsunuz? (Birazdan “iyi”nin ne demek olduğuna da bakacağız.) Hedefler spesifik olmalı, “bir permakültür çiftliği kurmak istiyoruz”dan çok daha spesifik. Nasıl bir çiftlik? Arazide hemen üretim yapmaya başlayacak mısınız yoksa geçiş döneminde dışarıdan para kazanmanızı sağlayan işleriniz mi olacak? Ya da bu işlerinizi zaten sürdürmeyi planlarken bir yandan da zaman, eğilimler ve gelişen bir tasarım planı uyarınca arazide güzel projeler mi yapacaksınız?

Arazi aramada iki temel yaklaşım mevcuttur. Birincisi sağlam zemine oturan bir dizi hedef ve amaca sahip olmak ve sonra da bu hedeflere cevap verecek tüm temel kriterleri karşılayan bir parsel aramak. Hedefiniz pazar için sebze yetiştirmekse kriterleriniz bir inziva merkezi kurarken sahip olacağınız kriterlerden farklı olacaktır. Burada dikkatli olmanız gereken husus sizi bir şekilde cezbeden ama önemli öğelerden yoksun bir araziye gönlünüzü kaptırmamak. “Bir şekilde hallederiz,” deyip sonra da arazinin isteklerine karşın didinip durmak işten bile değildir. Bu noktada sizi yönlendiren arazinin kendisi değil hedefleriniz olmalı. Kriterler geliştirin ve onlara sadık kalın.

İkinci yaklaşımsa size derinden hitap eden bir arazi bulup sonra da bu arazide en iyi nasıl bir yaşam süreceğinizi belirlemektir. Özellikle çok güzel bir arazi bulmuş olabilirsiniz ya da dostlarınıza veya ailenize yakın ya da iklimi size uyan bir arazi. Bu yaklaşım esneklik gerektirir ve muhtemelen arazide iyi iş çıkarmak için bir dizi yeni beceri edinmeniz gerekecektir. Arazinin, iklimin ve yerel ekonominin neyi destekleyebileceğini belirleyip sonra da bu her neyse onu yapmaya hazır olmanız gerek. Bu sizi sarp bir öğrenme yokuşunun dibine bırakır – yeni beceriler geliştirmeniz, bir iş kurmanız, satacağınız ürünleri belirlemeniz, bir müşteri tabanı oluşturmanız ve araziyi de tüm bunlara olanak sağlayacak şekilde geliştirmeniz gerekecektir. Bu yaklaşım epey bir risk faktörü içerir. Muhtemelen, proje başarısızlığa uğradığı takdirde sıfırdan başlamayı kaldırabilecek daha genç insanlar için daha uygun bir yaklaşımdır.

Hedefler üzerine kurulu ilk yaklaşımda başarının anahtarları hedeflerinizi ve onlara denk düşen kriterleri belirleyip bunlara sıkı sıkıya uymaktır. Güney Oregon’da 40 dönümlük bir yer aldığımızda karman çorman bir dizi hedefle birlikte arazinin bize ne istediğini söyleyeceği fikrine de sahiptim; başka bir deyişle hem hedef temelli hem de arazi temelli yaklaşımların yarım yamalak bir karışımı. Araziden geçimimi sağlamayı planlamıyordum – hem Kiel’in hem de benim dışarıdan gelirlerimiz vardı – ve bu da bana neredeyse umursamazlığın sınırında gezinen bir esneklik imkanı sağlıyordu. Ağaç dikmek, gıda yetiştirmek, su hasadı yapmak, ve artık her ne demekse “permakültür yapmak” istediğimi biliyordum. Kriterlerimiz oldukça muğlaktı ve çoğunlukla duygusaldı: arazide belli bir biçimde hissetmek istiyorduk. Seattle’da sürdürdüğümüz aşırı yoğun hayatlara karşı tepki içindeydik ve bu metastazik gelişimi andırabilecek her türlü yerden uzak durmaya kararlıydık. Yaklaşık 40 kadar başka yer gezip gördükten sonra Roseburg dışında tam istediğimiz gibi görünen bir yer bulduk: genç bir çiftin on yıldır çiftlik olarak kullandığı kırk dönümlük eski bir açma arazi. İçinde küçük bir ev, ambar ve bir kaç meyve ağacının da olduğu 500 metrekarelik bir organik bahçe vardı. Olmayan şeyse faal bir kuyu ve bereketli topraktı ama yeni bir permakültürcü olarak su hasadı yapabileceğimi ve toprak oluşturabileceğimi düşünmüştüm. Mekan aynı zamanda, anladığımız kadarıyla bizden çok farklı görüşlere sahip insanların yaşadığı bir yerdeydi ama biz zaten mahremiyet ve inziva peşindeydik. Neticede bir kaç dost bize yeter de artardı bile ve illa ki etrafta bir kaç kafa dengi insan bulurduk.

Hiç lafı dolandırmadan söyleyebilirim ki bu tecrübe benim arazi bulmaya dair düşüncelerimi pek çok biçimde etkiledi, yani bazı önyargılarım olduğunun farkındayım. Ancak orada öğrendiğimiz temel derslerin pek çoğunun genel olarak da geçerli olduğunu düşünüyorum. İşte bunların en temel olanları:

Eğer bir şeyler yetiştirmeyi planlıyorsanız su ve toprak en önemli etmenlerdir. Tabii ki su tutabilirsiniz – ancak çok büyük bir göleti doldurma imkanınız yoksa kurak mevsimde çok kısa bir süre içinde binlerce litre sulama suyunu harcayacaksınız. Bizim mütevazı bahçemizin ihtiyaçları 20 tonluk sarnıcımızı bir kaç gün içinde kurutmuştu ve kuyusunu kullanmamıza izin veren cömert bir komşu sayesinde kurtulmuştum. 100 metrekarelik bir çatıya düşen 25 milimetrelik bir yağışın 2 ton su sağlayacağını tüm permakültürcüler öğrenmiştir. Bunu tersine çevirerek ne kadar su kullanacağınızı da hesaplayabilirsiniz. 100 metrekarelik bir bahçeyi tavsiye edilen haftalık 25 mm miktarda suyla sulamak için her seferinde 2 tona ihtiyacınız var demektir. Bizim bahçemiz 500 metrekareydi. Hesap ortada: haftada 10 ton su ediyor. Bahçeyi yarı yarıya az sulasanız bile buna hiçbir su deposu uzun süre dayanmaz. İyi bir su kaynağı zaruridir.

Toprak da bir o kadar önemlidir. Şüphesiz, permakültür teknikleri kullanarak toprak oluşturabiliriz. Zaten örtü malçlama, kompost ve örtü bitkileriyle bunu yaparak aşınmış kırmızı kilimizin verimliliğini olabildiğince arttırdık. Ama kırk dönümlük arazimizden Portland’a, yeryüzündeki en iyi topraklardan biri olan Willamette Vadisi’nin yerel tınlı toprağıyla kaplı bir bahçeye taşındığımızda iyi yerli toprağın kıymetini anladım. Hiç çaba harcamadan ya da iyileştirmeye ihtiyaç duymadan sebzelerimiz güneydekinin iki katı boya ulaştı, daha az suya ihtiyaç duydu ve daha lezzetli hale geldi. Şimdi öncülerin neden risklerle dolu Oregon Yolu’nu aştığını anlıyorum: iyi bir toprağa ulaşmak tüm bunlara değerdi. Çiftçilik yapmak istiyorsanız bereketli ve suyu bol bir çiftlik arazisi bulun.

Aldığımız üçüncü ders topluluğun değeriydi. Douglas ilçesinin kereste kasabası zihniyetine uyum sağlamanın bir yolunu buluruz diye düşünmüştük ve gerçekten de orada arkadaşlar edindik ve insanlar cömert ve nazikti. Ama neredeyse istisnasız bir biçimde kiminle tanışsam iki taraf da çok geçmeden politik, manevi, çevresel ve tecrübe bakımından çok az ortak zemini paylaştığımızı fark ediyordu. Ben oralı değildim ve yöre halkı için bu önemliydi. Kendi kendime “Zaten bu topluluğun parçası olmayı istemiyorum ki,” dediğimi fark ettiğim anda orada günlerimizin sayılı olduğunu anlamıştım.

Dördüncü ders, gerçekte ne büyüklükte bir araziye ihtiyacınız olduğunu bilmektir. Büyükçe bir arazi istediğimizi düşünüyorduk ve kırk dönüm iyi gibi görünmüştü. Kırk dönümün bakımı muazzam bir iş demektir ve kendinizi aşırı yormanız işten bile değildir. Geoff Lawton yaygın bir hatanın çok büyük bir ikinci mıntıka yapmak olduğunu söylüyor ve ben de onunla aynı görüşteyim. İkinci mıntıka sebze üretimini yapacağınız, ev ihtiyacına yönelik meyve bahçenizi kuracağınız, ufak çapta hayvancılık yapacağınız ve her gün kullanmayacağınız altyapıların bulunacağı alandır. Ben arazinin sekiz dönüm kadarında düzinelerce meyve ve kabuklu yemiş ağacı, koruma ve yaban türleri dikip yağmur hendekleri açarak malçlamıştım. Bu alanın bakımını yapmak müthiş yorucuydu. Kurak yaz günlerinde 40 ağacı susuz bırakmamaya çalışmaktan bitap düşüyordum ama ağaçlar yine de can çekişiyordu. Sonunda fark ettik ki bunca araziyi aslında tanımadığımız komşuların faaliyetlerine karşı bir tampon bölge olarak istiyorduk, büyük bir araziyle uğraşmaya can attığımızdan değil. Doğru komşuları seçmeye ya da orman arazisine komşu olmaya dikkat etmiş olsaydık yaptığımız her şey için sekiz dönüm yeter de artardı bile (daha azı daha bile iyi olurdu). Buradan alınacak ders büyük arazi isterken ya da herhangi bir şeyi isterken esas motivasyonunuzun ne olduğunu iyi anlamaktır.

Gerek kendi arazi seçimlerimizden gerekse de başkalarınınkinden aldığım bir diğer ders de çorak toprakları satın alma konusunda temkinli davranmaktı. Maalesef, ortalık çorak toprak dolu ve bunların çoğu da ucuz. Fakat amacınız gerçekten bir araziyi onarmak mı yoksa arazide bir şeyler üretmek mi? Ben ikisini aynı anda yapmanın çok zor olduğunu öğrendim. Onarım işinin daima öncelikli olarak yapılması gerekiyor ve bunun da muazzam bir iş gücü gerektiren on yıllık bir proje olması işten bile değil. Böyle bir projenin nasıl gidebileceğine dair ayrıntılı bir rapor için, Doğu Washington’da bozuk bir arazi satın alıp yıllarca onunla uğraşan ve sonunda bitkin düşüp şehre taşınan ve araziyi satışa çıkaran Ran Prieur’un arazi bloguna bakabilirsiniz. Bozulmuş bir toprak üzerinde çalışmak sizi restorasyoncu yapar ki bu gerçekten çok ihtiyacımız olan harika bir şey. Yeter ki yapmak istediğiniz şeyin bu olduğundan emin olun.

Tüm bu dersleri tek bir cümlede özetleyebilirim: Amaçlarınıza uygun bulabildiğiniz en iyi araziyi bulmaya bakın. Taviz vermeyin. Tüm hedeflerinizi karşılayan ufak bir arazi almak bazılarının eksik olduğu büyük bir arazi almaktan çok daha akıllıca olacaktır. Tarım yapmayı düşünüyorsanız toprağı bereketli ve suyu bol dört dönümlük bir arazi genelde bırakın ikisini birden bunlardan sırf birini bile karşılamayan kırk dönüm araziden daha iyi ürün verecektir. Bir yandan bu çok daha az çalışma anlamına da gelir. Bir inziva ya da eğitim merkezi gibi yerel müşterilere dayalı bir iş kurmak istiyorsanız dönümü daha pahalı bile olsa bunu iyi bir pazarın olduğu bir yerlere kurun.

Kısaca öğrendiklerimi özetlemem gerekirse:

1. Arazide ne yapmak istediğinize dair net hedefler ve bu hedeflere ulaşmak için arazinin hangi kriterleri karşılaması gerektiğini belirleyin. Önemli niteliklerden yoksun bir araziye gönül vermekten kaçının.

2. Hedeflerinize en uygun, gücünüzün yettiği araziyi alın. Cidden bir şeyler yetiştirmeyi düşünüyorsanız, yeterince su bulunduğundan ve toprağın bereketli olduğundan emin olun.

3. Size destek olacak bir topluluğun yakınlarında bir arazi bulun, aksi takdirde yalnız kalırsınız.

4. İhtiyaçlarınız için ne büyüklükte bir arazi gerektiğini belirleyin ve gerçekten ihtiyacınız olandan daha büyük bir arazi istemenizin başka nedenleri olup olmadığından emin olun.

Bu ilkelerin çoğu kent arazileri için de geçerlidir ancak kentte insan bileşeni daha da önem kazanır. Komşuların, yerel yasa ve sözleşmelerin ve mevcut kaynakların işinizi baltalamak yerine destek olacağı bir topluluk içerisinde olmak yaşamınızı çok daha keyifli kılacaktır. Tüm kriterlerinizi karşılayan bir yerde yaşamak pahalı olabilir ama bir yolunu bulabiliyorsanız buna değer.

Çeviri: İnan Mayıs Aru
Kaynak: Finding the Land that’s Right for You

Leave a Reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

*