Recent Entries

Beklenen 2019 Eğitim Takvimimiz Hazır!

Eğitim faaliyetlerine başladığımız 2010 yılından beri yurt içi ve yurt dışında birçok Permakültür Tasarım Sertifikası (PDC) ve Permakültüre Giriş Kursları düzenledik. Bu iki temel eğitim içeriğimize 2019’da da ara vermeden devam ediyoruz.

Eğitim içeriğimize 2017’de dahil ettiğimiz Bir Çürüme Kursu: Toprak, Kompost ve Tuvalet Kursu ve sonuncusunu 2015’te yaptığımız Permakültür Tasarım Sertifikası (PDC) Kursu Eğitmen Eğitimi de bu sene tekrarladıklarımızdan olacak.

Bu sene, öncekilerden farklı olarak kurs kayıtları ve organizasyonlarında Yer ve Gök Onarıcı Tasarım ve Eğitim Atölyesi ekibiyle işbirliği içindeyiz. Türkiye Permakültür Araştırma Enstitüsü, bu organizasyonlara eğitim içeriği ve bu içerikleri Bill Mollison’un koyduğu standartlarla aktarabilen eğitmenleri sağlama sorumluluğuna devam edecek.

Kurs takvimimizi görmek ve içeriklerimizi incelemek için tıklayın.

Kurslara kayıt olmak için tıklayın.

17-30 Ağustos 2019 Permakültür Tasarım Sertifikası (PDC) Kursu

17
Ağustos
2019

<<– Kurs takvimine dönüş

Kayıt ve Rezervasyon

Yer ve Gök Onarıcı Tasarım ve Eğitim Atölyesi tarafından düzenlenen kurs en az 25, en fazla 50 kişinin katılımıyla gerçekleşecektir.

Kurs kayıtları sadece Yer ve Gök Onarıcı Tasarım websitesi üzerinden yapılmaktadır.

KAYIT OLMAK İÇİN TIKLAYIN.


Eğitmenler: Iraz Candaş, Mustafa F. Bakır


(daha&helliip;)

27-28 Nisan 2019 Permakültüre Giriş Kursu

27
Nisan
2019

<<– Kurs takvimine dönüş

Kayıt ve Rezervasyon

Yer ve Gök Onarıcı Tasarım ve Eğitim Atölyesi tarafından düzenlenen kurs en az 8, en fazla 15 kişinin katılımıyla gerçekleşecektir.

Kurs kayıtları sadece Yer ve Gök Onarıcı Tasarım websitesi üzerinden yapılmaktadır.

KURSUMUZ İÇİN KONTENJANIMIZ DOLMUŞTUR. İLGİNİZ İÇİN TEŞEKKÜR EDERİZ.


Eğitmen: Iraz Candaş


(daha&helliip;)

6-9 Nisan 2019 Toprak, Kompost ve Tuvalet Kursu

6
Nisan
2019

<<– Kurs takvimine dönüş

Kayıt ve rezervasyon

Yer ve Gök Onarıcı Tasarım ve Eğitim Atölyesi tarafından düzenlenen kurs en az 15, en fazla 30 kişinin katılımıyla gerçekleşecektir.

Kurs kayıtları sadece Yer ve Gök Onarıcı Tasarım websitesi üzerinden yapılmaktadır.

KAYIT OLMAK İÇİN TIKLAYIN.


Eğitmenler

Iraz Candaş, Volkan Dündar, Timuçin Şahin


(daha&helliip;)

16-19 Mart 2019 Permakültür Tasarım Sertifikası (PDC) Eğitmen Eğitimi

16
Mart
2019

<<– Kurs takvimine dönüş

 

Kayıt ve rezervasyon

Yer ve Gök Onarıcı Tasarım ve Eğitim Atölyesi tarafından düzenlenen kurs en az 8, en fazla 15 kişinin katılımıyla gerçekleşecektir.

Kurs kayıtları sadece Yer ve Gök Onarıcı Tasarım websitesi üzerinden yapılmaktadır.

KAYIT OLMAK İÇİN TIKLAYIN.


Eğitmenler: Mustafa F. Bakır, Iraz Candaş


(daha&helliip;)

“Sessiz Bahar” Bir Çevre Hareketi Başlattı

“Sessiz Bahar” kitabının tetiklediği çevre hareketi sayesinde kimyasal tarımın zehirli etkilerini başından itibaren biliyorduk. Yaşanan büyük çevresel hasar, yaygınlaşan hastalıklar ve direnç kazanan zararlıların yanı sıra insan sağlığına ilişkin sorunlar da ortaya çıktı.

Sessiz Bahar, Rachel Carson tarafından 1962 senesinde yazılmış bir çevre bilimi kitabıdır. Kitap gelişigüzel zararlı ilacı kullanımının özellikle kuşlar üzerindeki zararlı etkilerini ortaya koyuyordu. Carson, kimyasal endüstriyi  bilgi kirliliği yaratmakla, kamu görevlilerini de endüstrinin savlarını sorgulamadan kabul etmekle suçluyordu.

(daha&helliip;)

Permakültür: “Yapmak”la İlgili Düşünmek

Bu yazı ilk olarak Cumhuriyet Akademi Dergisi’nin 19. sayısında yayımlanmıştır. 

Yazan: Iraz Candaş

Bir sistem en az, ömrü boyunca bakımı ve ömrünün sonunda yenilenmesi için gereken enerjiyi üretebiliyorsa sürdürülebilirdir. Bu tanımla değerlendirdiğimizde, sürdürülebilir olduğu iddia edilen güneş ve rüzgâr enerjisi sistemleri ve hatta insan tasarımı hiçbir teknolojinin öne sürdükleri şeyler olmadıklarını görebiliriz. Bir fotovoltaik panel ömrü boyunca bakımı için gereken enerjiyi üretebilse bile, ömrünün sonunda yeni bir panel üretecek enerjiyi üretmez. Dolayısıyla her zaman dışarıdan, kaynağı sınırlı yani kullanıldıkça azalan bir enerji girdisine ihtiyaç duyar.

Doğaya baktığımızda yapısal ve işlevsel ağ yapıları sayesinde gerçek anlamıyla sürdürülebilirliği sağlamış sistemlerin mevcut olduğunu görebiliriz. Permakültür de bu sistemlerin çalışma ilke ve etiklerini gözlemleyip bunları davranış yönergeleri halinde ifade ederek, artık sezgisel bilgi edinme yöntemlerini kaybetmiş “medeni” insana, ait olduğu yeri hatırlatıyor. Bu süreçte permakültür, kara canlıları olmamızdan yola çıkarak en büyük hocamızın ormanlar olduğunu söylüyor.

Permakültür, 70li yıllarda Bill Mollison ve David Holmgren tarafından geliştirilmiş bir tasarım sistemidir. Tazmanyalı Bill Mollison’un ilk gençlik yıllarından itibaren vatan topraklarında gözlemlediği ekolojik çöküş üzerine kolları sıvamasıyla başlayan süreç, bugün geldiği noktada binlerce Permakültür Tasarım Sertifikası* sahibinin, gezegenin birbirinden farklı bölgelerinde, farklı ölçeklerde ve bağlamlarda sayısız uygulama örneğiyle daha iyi bir dünya için çalışarak permakültürün içeriğini ve sınırlarını genişletmesiyle devam ediyor.

(daha&helliip;)

Toprak ve İlişkileri: Kısa Bir Bakış

Bu yazı 31 Mart 2018 tarihinde Yeşil Gazete‘de yayımlanmıştır.

Toprak deyince çoğumuzun aklına cansız, durağan ve bitkiler ve hayvanların yaşaması için var olan inorganik bir tabaka gelir. Bunun eksik bir tanım olduğunu artık biliyoruz; toprak, içinde karmaşık ilişkiler ağını barındıran, canlı bir ekosistem. Ayaklarımızın altındaki bu “dünyanın” farkına varıp onu derinlemesine keşfetmek; gezegen üstündeki – varsa –  geleceğimize kılavuzluk edebilir.

Çerçevesini çizeceğim bilgilere erişim yaklaşık 150 yıllık bir çalışmayla sağlandı. Gözle, hatta çoğu mikroskopla dahi göremeyeceğimiz bu dünyanın keşfi, 1885’te Albert Bernhard Frank’ın yazdığı bir makaleyle başlıyor. Bilgilerimizin bugünkü haline gelmesini sağlayan en önemli teknolojik gelişmeler arasında ışık ve elektron mikroskopları var. Böylesi mikroskoplarla artık toprağın içindeki mikrobiyolojik canlıların birbirleriyle ve bitkilerle (ve hatta karasal memelilerle) kurdukları ilişkileri anlayabiliyor; 1990’lar itibariyle yapılan çalışmalar sayesinde de bu bilgileri bitkisel üretim alanlarımızda kullanabiliyoruz.

(daha&helliip;)